Jeffrey Epstein vakası, yalnızca suçun değil; suçla birlikte gelişen kolektif vicdan kaybının da hikâyesi. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hakan Türkçapar, çocuk istismarının bireysel bir hastalıktan çok, toplumsal bir çöküş biçimi olarak nasıl varlık bulduğunu ele aldı.
EN SON SKANDAL
2026 yılı başında ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı 3 milyon sayfalık belgeler, milyarder finans yöneticisi Epstein’ın 20 yılı aşkın süre boyunca işlettiği sistematik çocuk istismarı ağını ve ilişkilerini ortaya koydu. Belgeler Epstein’ın özel adası ve malikânelerinde, en küçüğü 11 yaşında olan kız çocuklarının sistematik olarak istismara uğradığını gösteriyor. Yapılan araştırmalarda şu ana dek en az 36 mağdur tespit edildi. Bu skandal günümüz dünyasında paranın ve gücün nasıl bir koruma zırhıyla pervasızca suçlar işleyebileceğini gösteriyor.
MODERN DÜNYANIN KARAMSAR TABLOSU
Çocukların uğradığı kötü muameleler maalesef bununla sınırlı değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 verilerine göre 1 milyar çocuk -yani 2-17 yaş arası her iki çocuktan biri- geçtiğimiz yıl bedensel, cinsel veya duygusal şiddete ya da ihmale maruz kaldı.
UNICEF’in aynı yıl yayımladığı raporlar daha da çarpıcı detaylar ortaya koyuyor: 370 milyon kız, yani her sekiz kızdan biri, 18 yaşından önce tecavüz veya cinsel saldırıya uğramış durumda. Beş yaş altı çocuklara baktığımızda ise 400 milyon çocuğun, bu yaş grubunun yüzde 60’ının, evde düzenli olarak bedensel ceza ve psikolojik şiddete maruz kaldığını görüyoruz.
Bu rakamlar dehşet verici. Modern dünyada, internetin yardımıyla çocuk istismarı yeni boyutlar kazandı. Online cinsel sömürü patladı. İnsan haklı olarak soruyor: Dünya gerçekten ilerliyor mu? Biz nereye gidiyoruz?
ESKİ GÜZEL GÜNLER! TERK EDİLMİŞ ÇOCUKLAR ŞEHRİ 18. YY PARİS’İ
1750 yılında Paris’te doğan her üç bebekten biri kapı önüne bırakılıyor ya da çocuk esirgeme kurumlarına terk ediliyordu. Bunların çoğu ölüyordu. Bu bir istisna değil, o günün normaliydi. 1780 yılında Paris’te doğan 21 bin bebekten sadece 700 tanesi kendi annesi tarafından emzirildi. Geri kalan 20 bin 300 bebek ya kurumlara verildi ya da “süt annelerine” kiraya verildi. Bu süt anneleri o kadar çok bebeğe bir arada bakıyordu ki hijyenik koşullar felaketti. İnsanlar onlara “öldüren süt anneleri” lakabını takmıştı.
Durum o kadar vahimdi ki ünlü Güliver’in seyahatleri kitabının yazarı İngiliz Jonathan Swift, 1729’da yazdığı bir hiciv yazısında “Sağlıklı ve iyi beslenmiş bir çocuk bir yaşında ister haşlama, ister kızartma olsun, son derece lezzetli bir yemektir” diyerek, çocukların nasıl olsa ölecekse onları “yiyelim” önerisi yaparak, toplumun vahşetine ayna tutuyordu.
Dublin’de 1775-1800 arasında çocuk esirgeme kurumlarına bırakılan 10 bin 272 bebekten sadece 45’i yetişkinliğe ulaştı. Yani kuruma bırakılan her 228 çocuktan sadece 1’i hayatta kalıyordu. Bu dönemde Avrupa’nın çoğu yerinde çocukların sadece üçte biri veya dörtte birinin yetişkinliğe ulaşma şansı vardı. Çocuklar “minyatür yetişkinler” olarak görülüyor, hatta bazı aristokrat çevrelerde yetişkin eğlencelerine, cinsel içerikli eğlencelerde çocukların olması normal görülüyordu.
İNGİLTERE: ÇOCUK İŞÇİLERİN CEHENNEMİ
1788’de İngiliz pamuk fabrikalarında çalışanların üçte ikisi çocuktu. 1830’larda maden ocaklarında çalışan işçilerin yüzde 30-40’ı 18 yaş altındaydı ve bunların birçoğu 5-6 yaşlarındaydı. Madenlerdeki dar deliklere girebildikleri için tercih edilen küçük çocukların yorgunluktan gözleri kapandığında ayaklarından tutulup silkelendikleri, böylece bir süre daha çalıştırıldıkları, o dönemlerde kayıtlara geçmiş bir uygulamaydı. 1840’larda İngiltere’deki fabrikalarda çalışan 192.000 işçinin yarısından fazlası 13 yaş altındaydı.
Viktorya dönemi Londra’sında (1850-1900) sokak çocuklarının sayısı 30.000’i buluyordu. Baca temizleyicisi olarak çalıştırılan 4-10 yaş arası çocuklar, dar bacalara tırmanırken sıklıkla yanıyor, boğuluyor ya da düşerek ölüyorlardı. 1875’te çıkan bir yasaya kadar bu yaygın bir uygulamaydı.
AMERİKA: ‘’GÜNAHKAR” ÇOCUKLAR
Amerika kıtasında ise Protestanlığın katı yorumu, çocukların “doğuştan kötü” olduğu inancına dayalıydı. Doğuştan günahkâr kabul edilen çocukları “iyi” yapmanın tek yolu, sert ve acımasız bir disiplinle yola getirilmeleriydi. Anne babalar, kendi çocuklarına zaaflarından dolayı yeterince sert davranamayacakları için bazı aileler çocuklarını komşularıyla takas ediyordu. Böylece her aile, başkasının çocuğuna daha sert disiplin ve dayak uygulayabilirdi.
İLERLEMENİN RAKAMLARI: KARŞILAŞTIRMALI PERSPEKTİF
Şimdi günümüzdeki korkunç rakamlara yeniden bakalım ama bu kez tarihsel perspektifle. Çocuk ölümlerine baktığımızda, 1800’lerde doğan her iki çocuktan birinin 15 yaşına ulaşamadan öldüğünü görüyoruz. Bugün ise bu oran dünya genelinde yüzde 4’ün altına düşmüş durumda, gelişmiş ülkelerde ise oran yüzde 0,3-6 arasında değişiyor.
Çocuk işçiliğinde de benzer bir ilerleme söz konusu. 1900 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde 1,75 milyon çocuk çalışıyordu; bu, 5-15 yaş arası çocukların yüzde on sekizine denk geliyordu. 1840’larda İngiltere’de ise fabrika işçilerinin yarısından fazlası 13 yaş altındaydı. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuk işçiliği fiilen sona ermiş durumda; küresel olarak ise 2000 yılında yüzde 16 olan oran, 2020’de yüzde 9’a düşmüş.
SONUÇ: DAHA İYİYE DOĞRU
Evet, Epstein dosyası korkunç. 1 milyar çocuğun istismara uğraması dehşet verici. Çocuğa bakış açısında yaşanan dönüşüm belki de en çarpıcı değişim: 19. YY da pek çok çocuk 6 yaşını göremeden ölüyor, aileler onları takas ediyor, bacalarda boğuluyorlardı. Bugün ise çocuk hakları evrensel bir değer haline geldi ve çocuk koruma yasaları dünyanın her yerinde mevcut.
200 yıl önce zengin ve güçlülerin çocuklara yaptıkları kimseyi şaşırtmıyordu çünkü çocuklar zaten değersiz görülüyordu. Epstein skandalının bu kadar ses getirmesinin nedeni, artık böyle şeylerin kabul edilemez olması. Dünya haklı olarak öfkeli. Ve bu öfke, ilerlemenin kendisi. Çünkü bir zamanlar kimse bu tür durumlara öfkelenmiyordu bile. Artık çocuk istismarı küresel bir insan hakları sorunu olarak kabul ediliyor. 2024’te ilk kez Çocuklara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Küresel Bakanlar Konferansı düzenlendi. UNICEF, WHO ve 100’den fazla ülke aktif olarak çocukları korumak için çalışıyor.
Belki de asıl soru “Dünya nereye gidiyor?” değil, “Çocuk haklarıyla ilgili ilerlemeyi nasıl daha da hızlandırabiliriz?” olmalı. Çünkü bütün zorluklarına rağmen insanlık, daha iyi bir dünya yaratma yolunda yürümeyi başardı. Ve bu yolculuk tabi ki bitmedi, hiçbir zaman bitmeyecek, devam ediyor ve edecek.