Gürültünün İçinde Pop: Blood Red Shoes – Stay Lonely
Blood Red Shoes, kendi üretip kaydettiği yeni albümü Stay Lonely ile dönüyor. Deri ceketli sound’un altındaki pop-rock melodilerini masaya yatırdık. Blood Red Shoes’u ilk kez duyuyorsanız, sahnede kalabalık bir grup aramayın. Brighton çıkışlı ekip 2004’ten beri sadece iki kişiden oluşuyor: gitar ve vokalde Laura-Mary Carter, davul ve vokalde Steven Ansell. İlk albüm Box of Secrets […]
Blood Red Shoes, kendi üretip kaydettiği yeni albümü Stay Lonely ile dönüyor. Deri ceketli sound’un altındaki pop-rock melodilerini masaya yatırdık.
Blood Red Shoes’u ilk kez duyuyorsanız, sahnede kalabalık bir grup aramayın. Brighton çıkışlı ekip 2004’ten beri sadece iki kişiden oluşuyor: gitar ve vokalde Laura-Mary Carter, davul ve vokalde Steven Ansell. İlk albüm Box of Secrets 2008’de geliyor; devamında punk, garage rock, indie ve noise arasında gidip gelen, ama melodiyi hiçbir zaman tamamen terk etmeyen yirmi yılı aşkın bir hikâye.
Yeni albüm Stay Lonely ise tam da bu uzun birlikteliğin biraz tuhaf doğasından çıkmış. Yirmi küsür yıl boyunca aynı grupla, aynı insanla üretmenin yarattığı yakınlık kadar üretirken yalnızlık hissi de albümün merkezinde. Üstelik bu kez iş iyice “kendin pişir kendin ye” noktasına taşınmış: şarkılar Carter ve Ansell tarafından yazılmış, kaydedilmiş, prodükte edilmiş ve mikslenmiş. Menajer yok, dışarıdan prodüktör yok. İki kişi.
Albüm grubun kendi Jazz Life etiketi üzerinden, V2 Benelux lisansıyla yayımlanıyor. V2’nin güncel temsilinde Temples, Hard-Fi, Kaiser Chiefs, De Staat, Razorlight gibi bir hayli tanıdık isimler var. Yani Blood Red Shoes’un bağımsızlık refleksi yerinde duruyor ama etrafındaki ekosistem de küçük sayılmaz.
Stay Lonely’nin en karakteristik taraflarından biri Laura-Mary ile Steven’ın vokalleri paylaşması. Kadın/erkek vokal meselesi burada klasik bir “ana vokal + yardımcı vokal” formunda işlemiyor; iki ayrı karakter şarkıların içine girip çıkıyor. Bu yüzden albümü dinlerken aklıma iki farklı dönemden iki isim geldi. Eski taraftan Enon: o hafif yamuk, gürültülü ama melodik indie anlayışı. Bugünden ise Bar Italia.
Albüm boyunca gitarlar kirli, davullar oldukça önde ve distortion eksik olmuyor. Fakat bütün bu gürültünün altında şaşırtıcı derecede belirgin pop melodileri var. Hatta işi biraz ileri götüreyim: Stay Lonely, bütün gitarlarına ve gürültüsüne rağmen özünde gayet pop-rock bir albüm gibi tınlıyor.
Yani dışarıdan deri ceket, içeride ise Lacoste yaka tişört. 
Parçalar üç dakika civarında dolaşıyor, gereksiz yere uzamıyor ve albümün tamamı yaklaşık yarım saatte işini bitiriyor. Start To End, Get Back Into Myself ve Fire On Water bu yaklaşımın farklı yüzlerini gösteriyor; benim için ise Two Weeks bir miktar öne çıkıyor.
Two Weeks, bende “on repeat’e” girdi. Albüm de dinlenmeyi öyle veya böyle hakediyor.
Keyifli dinlemeler.