melody’s echo chamber: kendi zamanımda kelebekleri yakalamanın peşindeyim
Melody Prochet’nin Fransız popu ile psychedelic dünyasını bir araya getirdiği projesi Melody’s Echo Chamber, 2012’deki çıkış albümünden beri bağımsız sahnenin en özel köşelerinden birini tutuyor. Yapımcılığını Tame Impala’dan tanıdığımız Kevin Parker’ın üstlendiği ilk albümü Melody’s Echo Chamber (2012), kültleşen dream pop sound’uyla açtığı yoldan sonra Melody asla yerinde saymadı; 2018 tarihli Bon Voyage ile neo-psychedelia […]
Melody Prochet’nin Fransız popu ile psychedelic dünyasını bir araya getirdiği projesi Melody’s Echo Chamber, 2012’deki çıkış albümünden beri bağımsız sahnenin en özel köşelerinden birini tutuyor. Yapımcılığını Tame Impala’dan tanıdığımız Kevin Parker’ın üstlendiği ilk albümü Melody’s Echo Chamber (2012), kültleşen dream pop sound’uyla açtığı yoldan sonra Melody asla yerinde saymadı; 2018 tarihli Bon Voyage ile neo-psychedelia sınırlarını zorlayıp bizi İsveç ormanlarının deneysel labirentlerine götürdü.
Son yıllarda ise kırsaldaki hayatının ve anneliğin getirdiği dinginlikle rotasını çok daha organik, vintage soul dokunuşlu Emotional Eternal (2022) ve Unclouded (2025) albümlerine çevirdi. Müzik endüstrisinin aceleciliğine inat hep kendi “yavaş” ritmini koruyan Melody, 13 Kasım’da nihayet İstanbul’da. Üstelik tamamen kadınların vizyonuyla hayat bulan, Kreşendo’nun düzenlediği “Bu Festival Bizim” sahnesinde.
Hazırlayan: Nazlıhan Abdikoğlu
Son albümün Unclouded, her zaman müziğini tanımlayan o rüya gibi, zengin katmanlı dokuları korurken aynı zamanda bir berraklık ve sıcaklık hissi de taşıyor. Psychedelic karmaşa ile daha ayakları yere basan, ruhani his arasındaki bu denge kendiliğinden mi oluştu, yoksa albümü yaparken bilinçli olarak aradığın bir şey miydi?
Gerçekliği biraz da olsa çarpıtan müziklere her zaman ilgi duydum. Birbiriyle iç içe geçen, ekolu ve tuhaf bir rüyadaymış gibi hissettiren sesleri çok seviyorum. Kendi dinlediğim şarkılar da genelde bu hissi veren sound’larda olduğu için bahsettiğin o ruhani his müziğime tamamen doğal yollarla sızıyor diyebilirim. “Unclouded” (berrak/bulutsuz) kavramı, zihnimi bulutlardan arındırmak için her gün vermem gereken kişisel bir çabayı temsil ediyor. Bunu yürüyerek, yazarak ve bana iyi gelen küçük ritüellerle de yapıyorum. Bu albümün benim “şefkat albümüm” olduğunu düşünüyorum.
Eski kayıtlarına dönüp baktığında, onları yaparken olduğun kişiyle bir bağ hissediyor musun, yoksa o müziği yeniden ziyaret etmek bazen farklı bir versiyonunla yeniden bağlantı kuruyormuşsun gibi mi hissettiriyor?
Ürettiğim ilk tarzdan hiçbir zaman tam anlamıyla uzaklaşmadım. Sadece bir şeyler form değiştirdi ama her albümde kendi tarzımı ve benliğimi net bir şekilde tanıyabiliyorum. Tüm albümlerim aslında kendi hayatımın bir tür arşivi ve onlarla bu şekilde bağ kurmak gerçekten çok tuhaf ve özel bir his. Adeta bir yolculuğa çıkmak gibi hissettiriyor…
Kendini “yavaş”, yaratım sürecinde acele etmek yerine fikirlerin yankı bulması için zamana ihtiyaç duyan biri olarak tanımlamıştın. Sürekli uyarıcıların olduğu ve hızlı tüketimin yaşandığı bir çağda, insanların müziğini canlı deneyimlediklerinde ne hissetmelerini umuyorsun?
Kesinlikle zamana ihtiyacım var. Ben kendi zamanımda bir nevi “kelebek yakalamanın” peşindeyim ve zamansız bir eser yaratmak gerçekten vakit alıyor. Bir eserin aylar, hatta yıllar sonra bile yankı bulup bulmadığını görmek için biraz perspektife ihtiyacın oluyor. Hayatım boyunca çok yoğun üretim yapsam da, bazı şeyleri hemen paylaşmak yerine demlenmeye bırakmayı seviyorum. Ürettiğim şeyleri daha yavaş paylaşıyor olmam “yavaş” ürettiğim anlamına gelmiyor, sürekli bir üretim halindeyim. Sadece ürettiğim her şeyi paylaşma ihtiyacı hissetmiyorum. “Unclouded” albümü kendi hayatımda da yapmak istediğim şeyi temsil ediyor aslında: kafamdaki “bulutlardan” kurtulmak. Müzik yapmak hem benim için hem de çevremdekiler için yaratmaya çalıştığım bir “kaçış” alanı. Dinleyenlerin ruhlarına temiz hava girmesini sağlayacak bir alan açmayı umuyorum. Bu albümde asıl niyetim; sıcak seslerden oluşan bir battaniye, rahat bir his ve dinleyenlere derin bir nefes aldırmaktı.
Koruduğun dingin ve içe dönük ritmini şimdi “Bu Festival Bizim” için İstanbul’a taşıyorsun. Buradaki izleyiciyle nasıl bir enerji alışverişinde bulunmayı umuyorsun ve İstanbul’a dair deneyimlemeyi özellikle merak ettiğin bir şey var mı?
İstanbul için çok heyecanlıyım! Tüm grubum Türk müziği ve enstrümanlarının büyük hayranı. Özellikle gitaristim Reine Fiske Türk müziğine çok hakim, çok iyi saz çalıyor, hatta Bon Voyage albümümüzde de bazı dokunuşlara yer vermiştik. O dönem Selda Bağcan’ın 70’lerdeki ikonik kayıtlarını çok dinledik. Aynı zamanda İstanbul konseri benim için çok değerli olacak çünkü kızım da benimle birlikte geliyor ve ilk defa beni sahnede görecek. Bu yüzden bu konseri ömrüm boyunca hatırlayacağıma şimdiden eminim. Daha önce İstanbul’a sadece bir günlüğüne gelmiş, devasa bir camiyi ve şehrin meşhur kedilerini görebilmiştim. Şehrin çok organik ve canlı bir enerjisi var, sokaklarına dalmak için sabırsızım.
Farklı türlerden ve nesillerden sanatçıları bir araya getiren, Bu Festival Bizim ile benzer ruha sahip tek günlük bir festivalin küratörlüğünü yapsaydın, hayalindeki lineup’ta kimler yer alırdı ve nasıl bir atmosfer yaratmak isterdin?
Kadromda yeni keşfettiğim, eşsiz bir funk tarzı olan Koreli grup Leenalchi kesinlikle olurdu. Halo Maud ve diğer Fransız müzisyen kız arkadaşlarımı da mutlaka dahil ederdim. Atmosfer olarak ise sadece müzik değil; şiir dinletilerinin, çocuk etkinliklerinin olduğu, nesiller arası ve kesişimsel çok daha farklı bir kültürel alan yaratmaya çalışırdım.
Kariyerini oldukça erkek egemen alanlar olan bağımsız ve psychedelic müzik sahnelerinde inşa ettin. “Bu Festival Bizim” ise her aşamasında kadınların aktif rol aldığı, alan açmayı hedefleyen bir festival. Müziğini baştan sona kadın enerjisiyle inşa edilmiş bir sahneye taşımak nasıl hissettiriyor; bu tür alanlarda farklı bir güven duygusu hissediyor musun?
Sahnede kendimi normalde olduğumdan çok daha güvende ve saygı duyulmuş hissedeceğimi şimdiden biliyorum. Açıkçası şu sıralar müzik endüstrisinde bana zaman zaman saygısızlık edildiğini hissettiğim bir öfke balonunun içindeyim. Bu yüzden, bu enerjinin içinde yer almak benim için kesinlikle çok özel ve motive edici. Nasıl bir izleyici kitlesiyle buluşacağımızı görmek için gerçekten sabırsızlanıyorum…