Black Marble’ın Life in Small Spaces’ı, daha adından ve kapağından itibaren insanda hafif bir sadeleşme, hatta küçük bir “tiny house’a kaçıp dünyayla araya biraz mesafe koyma” isteği veriyor.
Şehirden uzaklaşmak, fazla eşyayı azaltmak, gürültüyü kısmak, hatta insanı azaltmak :)… Albümün görsel dünyası bunları çağrıştırırken, müzik de benzer biçimde ferah doğrusu.
Black Marble’ın geçmiş işlerinde daha belirgin hissedilen soğukluk ve karanlık burada tamamen ortadan kalkmış değil; o büyük ihanet olurmuş. Fakat Life in Small Spaces, o karanlığı biraz daha yalıtımı düşük hâle getiriyor. Melodiler daha açık, şarkılar yer yer daha pop bir duyguya yaklaşıyor ve genel atmosfer önceki kayıtların bazılarına kıyasla daha sıcak hissettiriyor. Bu, karanlığı terk eden bir Black Marble değil; daha çok “perdeleri biraz aralayıp D vitamini alalım biraz” diyen Black Marble.
Albümün güçlü taraflarından biri de tam burada ortaya çıkıyor. Daha ulaşılabilir ve melodik bir sound’a geçerken grubun kimliği kaybolmuyor. Melankoli hâlâ orada, synth’lerin tanıdık hâli de öyle; ancak şarkılar artık yalnızca dark bir atmosfer kurmakla yetinmiyor, dinleyiciyle daha ilişkili bir hâle geliyor.
Life in Small Spaces belki de isminin söylediği şeyi müzik olarak yapıyor: Black Marble, yaklaşık kırk dakikalığına küçük bir eve, daha az eşyaya ve biraz daha fazla gün ışığına inanmak için gayet iyi bir soundtrack diyebiliriz.
Çabuk tükenir mi? Evet, maalesef…
Dinlesek mi? Türün sevenleri mutlaka göz atmalı, evet.
Keyifli dinlemeler.
The post Darkwave’den gün ışığına: Black Marble’ın yeni kaçışı first appeared on Bir Baba Indie.